== UCU YANIK MEKTUPLAR ==
Bu hüzünlü günler karışıklıkların başıydı henüz. Heryerde bir huzursuzluk, insanlar arası bir soğukluk vardı. Belliydi bir savaş çıkacağı. Korkunun sessizliği kaplamıştı dört bir yanı. Doğa bile kızmıştı insanların bu davranışına, bir tek ses çıkarmıyor içten içe kinleniyordu.
Göçmen Türkler Yunanistandayken başlamıştı tüm baskılar. Türkleri sindirip ele geçireceklerini sanıyorlardı. Henüz ne Türkleri ne de özgürlüklerini tam anlamıyla tanıyamamışlardı anlaşılan. Bastığı her toprağı kendi vatanı gibi koruyan bir milleti bu baskılar caydıramazdı. Onlar yunanlarıda savunmuşlar, kazanmışlardı. Yunan hükümetinin bile Türk askerine maaş bağlaması bundandı.
Bir kadın vardı içlerinde; sessiz, sakin ama ser görünüşlü bir kadın. İçinde korku olsada bakışlarından cesaret fışkırırdı. İlk harbe babasıda katılmıştı. O bahsedilen özgürlüğüne düşkün Türk askerlerinden biride Servet hanımın babası Hasandı. Küçüklüğünden gelen bu sessizliğide muhtemelen canından çok sevdiği babasını kaybetme korkusundan kaynaklanmıştı. Ülkeler arası olduğu gibi onlarında sakin bir yaşantıları yoktu. Ayaklanmalardan gün aşırı çıkan isyanlardan tedirgindiler artık. Her ne kadar buraya, Selaniğe, alışsalarda gitmeleri gerekiyordu. Babası savunduğu bu toprakları, bu toprakların altında yatan karısını bırakmak istemesede bunu kızı için yapmalıydı. Anadoluya gelmeye karar verdiler.
Anadoluya gelirken hayatının ikinci acısınıda yaşamıştı Servet Hanım. Babası ölmüş onu bu yabancı topraklarda yapayanlız bırakmıştı. Servet hanımın çekingenliğinden mi yoksa o zamanki hayat şartlarının çok daha zor olmasından mı bilinmez yanlızlığa çok dayanamadı. Evlendiği eşinden çok geçmeden bir de oğlu oldu. Bilinçaltındaki tek oğul isteğinin babasından kaynaklandığını o da biliyordu. Eşinin de anlayışı sayesinde oğluna hasan adını vermişti. Oğlunu canından çok sever, gözünden sakınırdı. Oğlu ergenlik çağına girdiği sıralarda Anadolu da karışıklıklar başlamıştı. Anadolu da Mustafa Kemal adı duyuluyordu. Mustafa Kemal ‘’tek çıkar Kurtuluş savaşıdır!’’ diyordu. Yavaş yavaş her gence askerlik kâğıtları gelmeye başlamıştı. Savaş başladığında ülkenin çıkarsız ve güçsüz hali eli silah tutabilen her erkeğin savaşa gitmesini gerektirmişti. Servet hanım buna nasıl dayanırdı? Tek oğlu da giderse ne yapardı? Ne kadar bir asker olarak babasıyla gurur duysa da oğluna kıyamıyor, askerliği istemiyordu. Hasanı da aldılar cepheye sorgusuz, sualsiz daha eğitim bile verilmeden. Köyde kentte erkek kalmamıştı. Erkekler cephede savaşırken kadınlar da yaşam savaşı veriyordu. Her işi yapıyor bir de orduya destek çıkmaya çalışıyorlardı. Köyde bir ölü olsa kadınlar kaldırır olmuştu cenazeyi.
Cephede ise eli titreyen çocuk yaştaki erkekler daha savaşı anlamadan birer birer şehit oluyorlardı. Ucu yanık mektuplar anaların yüreğini yakar olmuştu. Ama Servet Hanım umutluydu. Ben babam içinde endişelenmiştim o savaştan bir kahraman gibi geldi. Hasanım da öyle gelecek diye telkin ediyordu kendini. İnanmak istemese de ucu yanık mektup bir gün ona da geldi. Mektubu eline aldığı anda kemiklerinden üç tık sesi geldi. Artık çökmüştü. Vücudu bile buna dayanamamış, kambur olmuştu. Hiç inanmadı öldüğüne, yakıştıramadı bunu Hasanına. Acıların en büyüğü de evlat acısıydı Servet Hanıma göre.
Savaş bitmiş, refah günlere çıkılmaya başlanmıştı Büyük komutan Mustafa Kemal işgalden kurtulan şehirleri bir ödül gibi ziyaret ediyor, halka karışıyordu. O zamanlarda Servet hanıma Servet ana denmeye başlanmıştı. Sessizliği ve sırtındaki buruk acırlıyla bir ölü gibi yaşardı. Herkes üzülür ama çaresiz kalırdı onun karşısında. Mustafa Kemal Servet ananın köyüne de gelmişti. Davul, zurnayla, büyük coşkuyla karşılanmıştı. Tek coşku Servet anada yoktu. Elbette o da seviniyordu savaşın bittiğine ama bencillik buya Hasanım gitti neye yarar diyordu. Ağlayıp duruyordu köşesinde. Bu hüzün Mustafa Kemalin gözünden kaçmadı. Mavi gözleriyle Servet ananın gözünün içine bakmak istedi ama Servet ana gözlerini kaçırıyordu sürekli. En sonunda dayanamadı sordu Mustafa Kemal ‘’Neyin var anacım ?’’Servet ana başını kaldırdı. Şimdi daha cesaretli ve kararlı bakıyordu. Sessizliğini bozdu ilk defa,’’Benim babam Türklük onuru için yad ellerde savaştı, ne Türklere söz getirdi nede ezdirdi. Ama sen benim yavrumu koruyamadın. Tek varlığım, Hasanım gitti. Neyin var diye soruyordun, işte tüm derdim bu. Şimdi söyle bakalım Hasanımı bana geri verebilecek misin?’’dedi. Mustafa Kemal üzülmüştü bu boynu bükük, bağrı yanık anaya. Topluluğa döndü ve tekrar Servet anaya dönerek ‘’Belki sana hasanı veremem ya da Ahmetleri Mehmetleri ama bu coşku dolu insanları verebilirim. Geleceğe umutla bakan çocukları, evlat sevgisiyle yaşayan anaları babaları ve bir daha hiçbir savaşın olmasına izin vermeyecek gençleri verebilirim. İçindeki acı belki bunlarla biraz hafifler’’dedi. Servet ana ağlıyordu şimdi, haklıydı bu büyük lider, artık kendi çocuğu gibi kucaklıyordu herkesi.
Ece SERT
|